GÖBEKLİ TEPE-13 : TENGRİCİLİK

Merhaba Sevgili Okurlar,
Sürekli takip etti iseniz, Göbekli Tepe yazı dizimin bazı bölümlerinde, arkeolojik bulgular ile Şamanizm uygulamalarını karşılaştırdığımı ve bu konuda yeni düşün kapıları açmaya çalıştığımı biliyorsunuzdur.

Ne demek istediğimi daha derli toplu ele alıp, anlam bütünlüğü ve kavrama kolaylığı yaratmak adına artık Şamanizm’in ne olduğundan da kısaca bahsetmek doğru olur diye düşünüyorum.
Aslında temel konu “Şaman (Kam)” ile “Şamanizm (Kamlık)” kavramlarının kasıtlı olarak birbirine karıştırılması ve bu yolla Tengricilik (Gök Tanrı Dini)’in yozlaştırılmaya çalışılmasıdır.
Bu halde; Şamanizm’e geçmeden önce, onun içinden çıktığı Tengricilik hakkında bilgilenmek ve devamında Kamlık (Şamanlık) konusuna geçmek gerekir diye düşünüyorum.
Hadi o zaman ve bakalım yine nerelere gideceğiz 🙂
TENGRİCİLİK (GÖK TANRI DİNİ) : 
⊕ Mitoloji, bir din ya da bir halkın kültüründeki tanrılar, kahramanlar, evren ve insanın yaratılışına ilişkin tüm sözlü ve yazılı efsane birikimini ve bu efsanelerin doğuşlarını, anlamlarını yorumlayıp, inceleyen ve sınıflandıran çalışmalar bütünüdür.
⊕ Din ise, Tanrı’ya, doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurumdur.
⊕ Peki din dediğimiz bu olgu nasıl ortaya çıkmıştır ?
* Tarih öncesi insanlar, açıklayamadıkları olaylardan ve özellikle bunlardan kaynaklanan korkularından dolayı doğa olaylarını ve cisimlerini yüceleştirme ihtiyacı hissettiler.
Çünkü (bugün de hala geçerli olduğu üzere) bilinmeyenler çoktu ancak bilinmeyeni bilinene döndürmek için veri yoktu.
Dolayısı ile açıklanamayan durumları açıklayabilecek şekilde güneş, yıldızlar, evren gibi varlıkları yaratan yüce bir güç olmalıydı. Bu düşüncenin doğal sonucu olarak yüce bir gücün var olması gerektiğine inandılar, bu yüce gücü kendilerine göre tanımladılar ve bu düşünce de “inanç” olarak yerleşti.
İnançların da sistematikleştirilmesi ile “din” oluştu.
İnsanlar önce yüce güç/varlık olarak Güneş‘i tanımladılar. Daha sonra evrenin ve doğanın yıldız, ay, şimşek, karanlık, aydınlık gibi olgularını da bu düşünce sistemi içinde değerlendirince, Güneş’i de yaratan başka ve daha büyük bir güç olması gerektiğine kanaat getirdiler.
Bu da Tanrı fikrini doğurdu.
⊕ Tengri inancının kökenleri Sümer, Elam, Etrüsk gibi Ön Türk halklarının inanç sistemlerine kadar uzanır. Sag-ba adlı bir Sümer tabletinde “Tanrı tektir ve değiştirilemez, Tanrı ve insan birbirinden ayrılamaz” yazmaktadır. Bu da çok eski çağlardan beri Türklerin tek tanrı inancını benimsediklerini gösterir.
⊕ Bu noktadan hareketle şunu kesin olarak söyleyebiliriz ki, “tanrı” kavramını geliştirenler ve dünyanın ilk tek tanrılı dinini yaratanlar Türklerdir.
⊕ Yani 
Tek tanrılı din inancı insanlık tarihinde ilk kez Türkler arasında ortaya çıkmıştır ve bu Tanrı’nın adı “Tengri”’dir.
⊕ Kaşgarlı Mahmut, Divan-ı Lugat it-Türk‘te “Tengri” sözünün üç ayrı anlamını olduğunu belirtir; “Tanrı”, “gök” ve “büyük dağ, büyük ağaç gibi göze ulu görünen her şey“. Bu açıklamadan, Türklerin Tanrı’yı gök/doğa (evren) olarak algıladıkları sonucunu çıkarabiliriz.
⊕ Türklerin Tanrı’yı bu kavramlarla bağlantılı olarak algılamalarının tarihi oldukça eskidir. Bu algı, Sümerlerde de bulunmaktadır. Sümercede yer aldığı tanımları ile Tanrı kavramı, yalnız gök/doğa (evren) ile değil; denge, eşitlik, olanak ve udak kavramlarıyla da bağlantılıdır.

⊕ Bir inancın “din” olarak nitelendirilebilmesi için, sistematik hale gelmiş duygu, düşünce ve davranış düzenine sahip olması gereklidir. Dolayısı ile bu görüşe göre “din” olgusu esnek ve sorgulanabilir değildir. Bunun da tam karşılığı “bağnazlık”tır.
⊕ İşte Tengricilik bu anlamda fark yaratır. Çünkü Gök Tanrı Dini bağnaz değildir araştırma ve tartışmaya açıktır.
* Bundan dolayıdır ki, yozlaştırılarak bağnaz bir hale getirilmeye çalışılmış ve bunun sonucunda da bazı kesimler tarafından “Şamanizm” ile adlandırılır olmuştur.
⊕ Bilim adamlarına göre Tengricilik sonrasında türetilen bağnaz semitik dinler Tengricilik’in bozulan kopyalarıdır.

⊕ Türk inanç düzeninde bugün yanlış bir şekilde “Tanrı” olarak nitelendirilen varlıklardan biri dışındaki tüm varlıklar “Tanrı” değil, “İye”lerdir (koruyucu/kutsal ruhlar).
* Soyut ve kesin yaratıcı olan ise tek Tanrı’dır. Çünkü iyeleri de diğer varlıklar gibi Tengri yaratmıştır.

* İyeler dengeyi yeniden kurma dışında rahatsız edilmezler. İyeler ile gereksiz yere ilişki kurulmaz. İyeler bedenli canlı varlıklardan ne üstün, ne de aşağıdır, sadece özde ayrıdırlar. Bu açıdan insanlara ve hayvanlara gösterilen saygı iyelere de gösterilmelidir.
* İyelerin ne istediklerini ancak gücünü göklerden ve atalarının ruhlarından alan Kamlar bilebilir.
* Tengri (Gök Tanrı) dışındaki kutsal ruhlar imgesel olarak tanımlanmış iyelerdir ve iyeler evrendeki tüm varlıkların sahipleridir. Tengricilik, “İye” olarak adlandırılan bu kutsal ruhlara saygı gösterme temelinde yükselir.
* Sümer dininde aşk ve bereket iyesi İnanna’dır. Etrüsk dinindeki aşk, evlilik ve doğum iyesi Uni’dir. Orta Asya Tengriciliği’nde bunun karşılığı doğum ve bereket iyesi Umay’dır. Güneş iyesi ise Sümer dininde Utu, Etrüsk dininde Cath, Orta Asya Tengriciliği’nde ise Od Han’dır (od=ateş).
* Görüldüğü gibi Ön Türk dinlerindeki Tanrı ve iye adlandırmalarında etimolojik bir birliktelik bulunmaktadır.

⊕ Tengricilik inancında sadece ve sadece Tanrı’ya iman vardır, iyelere ise iman edilmez sadece saygı gösterilir. Çünkü iyeler insanlardan daha güçlüdür, onlara iyilik veya kötülük yapabilirler.
* Günümüzün araştırmacıları tarafından Tanrı ile iye kavramları arasındaki farkın (bazen bilinçli olarak) kavranamamasından dolayı bugün Tengricilik eski biçimlerin olan Sümer, Etrüsk gibi Ön Türk toplumlarının dinleri, mitolojilerle de karıştırılarak çok tanrılı dinler olarak algılanmakta veya bu şekilde algılanmasına çalışılmaktadır.
*
Eski Türk yazıtları yanlış çevrilerek; Tengri inancı çok tanrılı bir din gibi algılatılmaya, Türkler bu şekilde bir dine inanan ilkel halklar gibi gösterilmeye ve bunu kanıtlayarak da semitik dinlerin doğru dinler olduklarını ispata çalışılmaktadır. 

* Ancak Etrüsk, Elam, Saka gibi Ön Türk halklarında kutsal kitaplar ve peygamberler hep var olmuştur.
⊕ Tengri, kendi kendine var olmuştur ve evrenin kendisidir. Bu nedenle dengenin yaratıcısı ve koruyucusudur. O, evrendeki her şeyin üzerindeki tek güç ve akıldır.
* Tengri her şeyi denetler, insanların ve ulusların kaderini belirler. İnsanların iyi ve kötü eylemlerini yargılar; kutsar veya cezalandırır.

* Evrendeki her şey, canlı ve cansız tüm varlıklar Tengri’nin birer parçasıdır. Bu nedenle Tengricilik için Tanrı ve insan bir bütündür.
⊕ Herkes yardım için Tengri’ye başvurur, bayramlarda Tengri’ye kurbanlar sunulur ve dualar edilir. 
İyelere kanlı veya kansız (şarap, süt, buğday, tütün vb. içecek ve yiyecekler) kurbanlar sunulur.
* Kurban törenleri özel günlerde ve birkaç yılda bir yapılır. En önemlisi ilkbahar veya yazın yapılan Tanrı Kurbanı Ayini’dir. Bir şamanın önderliğinde yüksek bir dağın tepesinde ak renkli aygır veya koç seçilerek yapılır.

* Bu tören sırasında herkes yeni ve ak kıyafetler giyer. Et herkese eşit olarak pay edilir, içki içilir ve şarkılar söylenir. İçki Ant Kadehi ile içilir. Törenlere bütün halk katılır. Törene katılmamak artık grubun bir parçası olmamak anlamına gelir.
* Hayvan göğsü yarılarak kurban edilir. Başı gövdesinden ayrılmaz. Kanının toprağa karışmaması, kemiklerinin kırılmaması ve karnındaki yırtığın tek parça olması gerekir.
* İki parçaya ayrılan hayvan bedeni iki ateşin üzerine bırakılır. Hangi parçanın dumanı göğe dik olarak çıkarsa o parça kül olana kadar ateş üzerinde bırakılır.

* İnsanlar gibi hayvanlar da bir bedene, solunum ve sıcaklık veren bir ruha sahiptir. Bu nedenle ruhları gücenmesin diye öldürülürken uyulması gereken bir çok kural vardır. Yoksa hayvanlar öfkelenebilir ve av sahasına gelmeyebilir veya diğer hayvan ruhlarına insanlardan uzak durmalarını söyleyebilirler.
* Avlanan hayvanlar toplum içinde paylaşılır, etleri geleneklere göre kesilir, derisi ise direklere ya da ağaçlara bağlanır. Kurban bayramını hatırlayınız 🙂

* Göbekli Tepe’de yapılan ritüellerin nedenlerinden birisinin de, bölgede aşırı avlanmadan kaynaklanan azalan hayvan sayısı olabileceğini söylemiştim.
* Gök Tanrı Dini’nin bu inancı, o tezi doğrulamakta mıdır sizce?
⊕ Tengri Dini’ne göre av sırasında da bir takım kurallara uyulmasını gerektirir; ormanda saygılı davranılır, gülünmez, bağırılmaz ve konuşulmaz. Bir hayvan gibi sessiz ve dikkat çekmeden ilerlenir.
* Urfa Adamı’nın neden ağzı olmadan betimlendiği ile ilgili açıklamalarımı hatırladınız mı?

Gök Tanrı Dini’ne göre evrendeki her şeyin; yıldızların, gezegenlerin, dağların, kayaların kısaca canlı ve cansız tüm varlıkların birer sahibi vardır. Gök Tanrı ise yaratıcı tanrının kendisidir. Bu ifadeler hem Sümerce hem de Etrüsk dilinde aynı şekilde yer almaktadır.

⊕ Ateş Kültü, Atalar Kültü ve Akbaba Kültü’nün Gök Tanrı inancının unsurları olduklarını daha önce belirtmiş ve bu kültler hakkında bilgi vermiştim. Tekrar o konuya girmiyorum. İsteyenler konuyla ilgili yazımı okuyabilirler.
⊕ Ertüsklerin ardılları olan Romalılar da herkesin, her şeyin veya her yerin ölümsüz bir ruhu olduğuna inanmışlardır. Tek tanrıları olan Jupiter dışında kalan tanrılar imgesel bir şekilde tanımlanmıştır.
⊕ Yahudilikteki On Emir, Adem ile Havva, Nuh Tufanı gibi ögeler Sümer inanç sisteminden alınmıştır. Pagan inancıyla karışarak çok tanrılı hale gelen tek tanrılı Sümer dini semitikleşerek Sabiilik ortaya çıkmıştır.
⊕ Hz.İbrahim bu karışıklığı gidererek tek tanrılı Sümer dinini yeniden diriltmeye çalışmıştır ve bu nedenle tek tanrılı üç semavi din içinde de kendisine yer bulmuştur.
⊕ Hz.Musa, İbrahim Peygamber’in savunmuş olduğu tek tanrılı dini diriltmiş, Sümer yasalarından bir çoğunu Tevrat’a almış ancak bu inanç sistemi yüzyıllar içinde semitik halkların pagan kültürüyle karışarak Yahudilik ortaya çıkmıştır.
⊕ Hristiyanlık ise, Eski Roma dini, Tengri inancının bir kolu ve bir Ön Türk dini olan Zerdüştlük ve Yahudiliğin karışımı olarak meydana gelmiş bir inanç sistemidir.
⊕ İslam dini de Sabiilikten evrilmiştir yani tek tanrılı Sümer dininin bir devamı niteliğindedir. Öz Türkçe olan “Tanrı” kelimesi Arapça’ya “İlah” olarak geçmiş ve başına “al” tanımlığı alarak “Allah” sözüne dönüşmüştür.
⊕ Ne yazıkki, geçen senden beri, Mehmetçiklerimizin yemek dualarından Öz Türkçe olan “Tanrı” ifadesi çıkartılmış ve onun yerine Arapça olan “Allah” kelimesi kullanılmaya başlanmıştır.

TENGRİ TAMGASI :
⊕ Tengricilik için evren bir daire gibidir, Güneş’in hareketleri, tüm doğal süreçleri ve zamanı gösterir. Dört yönün (doğu, batı, kuzey ve güney) eksenleri gökten alt dünyaya iner ve daire ile kesişir.
⊕ Yukarıda da sözünü ettiğim gibi Türkler ilk kez Güneş’i Tanrı olarak algılamışlar ve buradan da uzun süreç içerisinde Tek Tanrı inancı doğmuştur.
Tengricilik inancında Güneş, Tanrı’nın insanlara bir armağanıdır ve Tanrı’nın gücünü gösterir. Tanrı’nın bir parçası olan Güneş, doğadaki yaşamın devam etmesine izin verir. Gündönümleri en önemli bayramlardır.

⊕ Ön Türkler bu felsefeyi somutlaştırarak “Tengri Tamgası” haline getirmişler ve kayalara çizmişlerdir. Şimdiye kadar bulunmuş en eski tarihli örneklerine Kırgızistan’daki Saymalıtaş Mağarası petrogliflerinde rastlanmıştır ve MÖ 7.000’li yıllara tarihlenir.
*
 Bunun açıklaması şu olabilir; günümüzde geçerli semavi dinlerin kutsal kitaplarında yazdığından çok daha önce insanlarda inanç sistemi vardır.

* Solda bir mezar taşı üzerine kabartma şeklinde, sağda kayalara kazılmış olarak ve ortada da bir Selçuklu Beyi’nin kaftanın desenlerinde “Tengri” tamgası görülmektedir.
* Emel Esin’e göre “Tengri Tamgası”nda ortadaki haç dört yön sembolizmi ile bağlantılıdır ve yeryüzünün dört yönünü simgeler. En eski ikili düşünce ve mantık sistemine göre ise, Ana Tanrıça ile ilişkilendirilir. Daire ise gökyüzünün sonsuzluğunu ifade eder.
Avrupa Hunları bu Tengi Tamgası’nı bayraklarında kullanmış, Doğu Roma İmparatoru Konstantin bunu Hunlardan kopyalayarak askerlerinin kalkanlarına çizdirmiş ve buradan da Hristiyanlığın simgesi “haç” işareti ortaya çıkmıştır.
⊕ Buraya yine kafanızı karıştırmak için bir parantez açayım 🙂
*
 Yukarıdaki resimde Ukrayna’nın Kırım yarımadasında bulunmuş olan bir taş levha ve üzerine kazılı kabartma tamgayı görüyorsunuz. Bu, Vikinglerin “Odin Haçı”dır. Tengri Tamgası ile hemen aynı değil mi?
*
 Ukranya bölgesine yerleşmiş olan Ön Türklerin, kuzeybatı yönünde hareketle “Viking” adıyla bilinen gurupları oluşturdukları ve Orhon alfabesinden dönüştürdükleri harfleri kullandıklarıbilim adamları tarafından ortaya çıkartılmıştır.
* Dil bilimcilere göre de; Körüm ve dolayısıyla “Kırım” sözünün aslının Ön Türkçe OK-OR-UM, yani “Yüksek OKH’um” kök sözcüklerinden oluştuğu bir gerçektir.
* Ayrıca “OR” kök sözcüğünde “yüksekte duran, yönetici olan” anlamlar
ı bulunmakta ve Ukranya adının OKH-OR-ON-ÖYÜ yani “Yüksek OKH’ların büyük bölgesi” kök sözcüklerinden oluştuğu ortaya çıkmaktadır.
* Bu harflerin Orhun harflerine olan benzerlikleri çarpıcıdır.
Neyse konumuza dönelim…
⊕ Ateş ise yeryüzünde Güneş’i temsil eder. Ateşe hakaret edilmez, tükürülmez, üzerine su dökülmez. Kurban ateşte yakılırsa Tanrı’ya ulaştığına inanılır.
* Ateş ruhları temizler ve üzerinden atlandığında kişinin günahlarından temizlendiğine inanılır. * Nevruz’da hiç ateş üzerinden atladınız mı? Cevabınız “evet” ise bunu neden yaptığınızı biliyor muydunuz?
TENGRİCİLİK’İN İNANÇ SİSTEMİ :
⊕ Gök Tanrı Dini’nde insanların başının üstünde, gökyüzü ile irtibatı sağlayan küçük bir tengri parçası olduğuna inanılır. Bu bölge Tengri’den gelen enerjinin alındığı yerdir.
⊕ Bu Tengri parçasının gökyüzündeki karşılığı da bir yıldızdır. Bu yıldız genelde hem gündüz hem de gece görülen Venüs’tür. Venüs şaman davullarına çizilmiştir.
⊕ Ülker takımyıldızı ise “kartal” şeklindedir ve bu yıldız kümesinde gökyüzü iyeleri toplanarak “yeryüzüne ilk şamanı gönderme” kararı almışlardır. Kartal simgesinden ve şamanın yeryüzü ile gökyüzü arasındaki hareketlerinden bundan da önceki bir yazımda bahsettiğimi umarım hatırlamışsınızdır.
⊕ Başka önemli gökyüzü varlıkları da Büyük Ayı Takımyıldızı ve buna bağlı Kutup Yıldızı’dır. Büyük Ayı Takımyıldızının Kutup Yıldızı etrafındaki hareketi ile de “OZ Tamgası” meydana gelir.
* Çok eski çağlara tarihlenen OZ Tamgası işaretlerine, kayalara çizilmiş olarak rastlanmaktadır. Bu tamga, evrenin tanrı ile aynı olduğunu anlatır.
* Bu işaret daha sonraları Naziler tarafından Gamalı Haç adı ile kullanılmış ve kötülüğün simgesi haline getirilmeye çalışılmıştır.

⊕ Tengiricilik inancı Orta Asya ve Sibirya’da Altay, Saha, Tuva, Hakas gibi Türk halklarının yanında Moğol, Buryat, Tunguz, Samoyed gibi diğer halklar arasında bugün hala yaşamaktadır.
* Kırsal bölgelerde tengricilik inancı bu şekilde devam ederken, şehirlerde yerleşik hayata geçen Ön Türkler giderek Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet gibi semitik dinleri benimseyerek bu inançtan uzaklaşmışlardır.
⊕ Tengri inancında evrende üç ayrı dünya vardır; gök, yeraltı ve yer. Tengri, göğün en üst katında bulunur.. iyeler ise alt katmanlardadır.
* “Yerin ekseni” kavramı ise bu üç ortamın merkezlerinden geçen direk veya kazıkla birbirine bağlayan bir eksendir. Bunu da hatırladınız mı?
* Göğün göbeği bir yıldızdır. Bu yıldız bütün gezegenlerin bağlı olduğu “göğün” direği ve “göğün kapısı”dır ve ortamlar arasındaki delikler ve açıklıklar bir tür geçittir. Şamanlar bu kapıdan geçerek dünyalar arasında bağlantı kurarlar.
* Bu konuya da daha önce değinmiştik… Sanırım ve umarım parçaları birleştirebiliyorsunuzdur.

* Şamanlar ruhsal yolculuğu sırasında önce Demir Dağ’a tırmanır, sonra “yerin deliği”nden geçerek yerin eksenine çıkar. Yani hiç kimse yeraltına (öteki dünyaya) inmeden göğe çıkamaz.
* Yolculuk sırasında, Şaman tarafından öbür dünyaya taşınan ölü bedene ait bir ruh delikten geçemezse, acı çekeceği bir köprü ile karşılaşır. Sırat Köprüsü konusunu daha önce anlatmıştım.
Tengri Dini’nde üst dünya iyesi doğumun ve bereketin simgesi olan “Umay Ana”dır. Ak giysiileri vardır ve yere kadar uzanan gümüş rengi ak saçları vardır. Kuş kılığına girebilir ve kanatlıdır. Aynı zamanda yaşam ağacının sahibidir.
⊕ Gök Tanrı inancında önemli olan bir inanç da “yaşam ağacı”dır. Dünya “göğün göbeği” ile bu ağaç vasıtası ile ilişki halindedir ve bu ağaç ile beslenir.
* Ölümden sonra bedenini terk etmiş ruhlar veya yeniden doğmaya hazırlanan ruhlar, bu ağacın dallarında kuşlar olarak tanımlanır. 
Kutsal olan yaşam ağacı kayındır.
* Gök katları ise bu kayın ağacına çizilmiş ve sayıları yedi, dokuz veya oniki olan çentiklerdir.
⊕ 
Üst dünyanın hakimi Ülgen, alt dünyanın hakimi ise Erlik’tir. Ülgen iyiliklerin, Erlik ise kötülüklerin kaynağıdır. Ülgen gökyüzünde aydınlık ve parlak sarayında yaşarken, Erlik ise yer altında demir sarayında yaşar.
* Erlik’in dizlerine kadar uzanan çatal sakalları vardır. Bıyıkları yaban domuzunun dişlerine benzer. Kamçısı karayılandandır. Dokuz oğlu ve dokuz kızı olduğuna inanılır.

* Soldaki resimdeki domuzun dişleri Erlik’in bıyıklarına benziyor mu sizce?
* Ortadaki resimde yüzü toprağa gömülmüş olarak bulunan
 ve başının arka tarafında yılan kabartması olan baş Erlik’e ait olabilir mi?
* Veya sağ resimdeki gibi Göbekli Tepe dikilitaşlarında sıkça görülen yılanlar Erlik’in kırbaçları mıdır?
SONUÇ :
Orta Asya’dan dünyanın dört bir yanına yayılan Ön Türk kültürünün izleri her yerde karşımıza çıkmaktadır.
⊕ Türkler kültürleri olduğu kadar dini inançları ile de tüm toplumları ya kurarak ya da etkileyerek dünya üzerindeki tüm medeniyetlere ve inanç sistemlerine imzalarını atmışlardır.
⊕ Tek tanrılı din inancı insanlık tarihinde ilk kez Türkler arasında ortaya çıkmıştır ve “Tengricilik” veya “Tengri Dini” veya “Gök Tanrı / Kök Tanrı Dini” olarak adlandırılır.
⊕ Diğer tüm semitik ve günümüzün semavi dinleri Tengri Dini’nin bir uzantısı olan ve/fakat değiştirilmiş versiyonlarıdır. Bu nedenledir ki, her üç semavi dinde çok benzer ve hatta aynı hususlar bulunmaktadır. Çünkü kaynak aynıdır; Gök Tanrı Dini.
⊕ Bu inanç sisteminde yer alan “iye”ler kasıtlı olarak “çok tanrılı” inanç sistemlerindeki tanrılar şeklinde gösterilmeye çalışılarak Tengricilik yozlaştırılmak istenmektedir.
Ancak açık ve net olarak; biz Türklerin ilk, esas ve gerçek dini tek tanrılı Tengriciliktir.
Sevgiyle kalın !

 

 

“GÖBEKLİ TEPE-13 : TENGRİCİLİK” üzerine 7 yorum

  1. Tengricilik dinlerin tűrklerde medeniyetin sebebi.5 yılık araştırmalarımı özetlemişsiniz teşekkűrler.peki ama sizin bu hayat dűzeninde şűphelenmenizin nedeni neydi ve araştırmaya nereden başladınız.

    1. Teşekkür ederim Ender Bey.
      Herhangibir şeyden şüphelenmiyorum. Sadece bir Türk olarak tarihin derinliklerindeki kültürel zenginliklerimizi araştırarak ortaya koymaya çalışıyorum.

  2. Göbeklitepe Neolitik dönemin ilk başlarına tarihleniyor. O yıllarda İnsanlarda Türk, Fransız, Alman gibi bölünme yoktu.

    1. Tabiki yoktu. O nedenle o zamanki atalarımıza Ön Türk veya Proto Türk veya Erken Türk diyoruz. Çünkü hem tarihi hem de genetik olarak bugünden geriye doğru gittiğimizde onlara bağlanıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir