GÖBEKLİ TEPE GERÇEĞİNİN ÜSTÜ MÜ ÖRTÜLÜYOR?

Göbekli Tepe ilk olarak 1963 yılı da Amerikalılar tarafından keşfedilmiş fakat öneminin farkına varılmadığı için bir çalışma başlatılmamıştır. Daha sonra 1994 yılında Alman arkeolog Prof.Dr.Klaus SCHMIDT’in girişimi ile kazılmasına karar verilmiş ve 1995 yılında ilk çalışmalar başlatılmıştır. Klaus SCHMIDT 1995’den itibaren 2014 yılında ani bir kalp krizi neticesinde aramızdan ayrılışına kadar 20 yıl süre ile Kazı Başkanlığı görevini sürdürmüştür. Ölümünden sonra Kazı Başkanlığı’na yine Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden Dr.Lee CLARE getirilmiştir ve halen bu görevini sürdürmektedir.
⊗ Göbekli Tepe gibi insanlık tarihinin yeniden yazılmasını gerektirecek kadar önemli bir arkeolojik keşfi yapan, bu mirası insanlığa kazandıran, elde ettiği bulguları (bana göre) dürüstçe ve bir bilim adamına yakışır şekilde bize sunan ve 20 yıl boyunca Kazı Başkanlığı’nı yürüten Prof.Dr.Klaus SCHMIDT, bu süreçte yapılan çalışmaları, elde edilen bulguları ve bunların ne anlama gelebileceğini “Taş Çağı Avcılarının Gizemli Kutsal Alanı Göbekli Tepe / En Eski Tapınağı Yapanlar” adlı kitabında bizlere ulaştırmıştır.
⊗ Klaus SCHMIDT 20 yılını özetlediği kitabında; Göbekli Tepe’de şamanlara ait izlerin bulunabileceği, Atalar Kültü ve Akbaba Kültü’ne ait izlerin var olduğu (ki bunlar Türklere aittir), bu kültürün başka bir yerden buraya getirilmiş olmasının mümkün olduğu, bu kültürü getiren insanların da bu bölgeye ait olmadıklarını düşündüğü gibi birçok konuda Türk izlerini işaret eden açıklamaları mevcuttur.
⊗ 2014 yılından bu yana yapılan kazıların sonuçları hakkında yakın zamana kadar pek bir açıklama yapılmamıştır. Hatta Göbekli Tepe’nin kalan kısının tamamlanması için SCMIDT zamanında 50 yıla ihtiyaç olduğu söylenirken, daha sonra kazıların yavaşlaması nedeni ile bu sürenin 150 yıla çıktığı konuşulmaya başlanmıştır.
⊗ Ancak son zamanlarda bu konudaki gelişmelerin yetkili kişiler tarafından kamuoyu ile paylaşılmaya başlandığını görüyoruz. Ancak gerek katıldığım konferanslardan gerek katılmadığım ancak sosyal medya üzerinden takip etmeye çalıştığım çalışmalardan edindiğim izlenim içimi biraz daraltmış durumda.
⊗ Peki neden bunu söylüyorum:
Son zamanlarda, Göbekli Tepe hakkında düzenlenen faaliyetlerde;
– Göbekli Tepe kazılarında görevli olmayan ancak bu konularda çalışan Türk akademisyenler (arkeologlar), çok net olarak ifade edemeseler de (Klaus SCHMIDT’in kitabında belirttiği hususlara paralel şekilde) Göbekli Tepe’nin bir tapınak/ritüel merkezi olduğunu ve yapılar üzerinde (kendi ifadeleri ile) şamanik (eski Türk inancına ait) izlerin bulunduğunu dile getiriyorlar.
– Alman bilim adamları/akademisyenler ise, Klaus SCHMIDT’den daha farklı bir yaklaşım içine girmiş gibi gözüküyorlar ve özet olarak şu yaklaşımı sergiliyorlar:
* Klaus SCHMIDT’in yaklaşımları yeniden sorgulanmalıdır. Bazı düşüncelerinin ve hesaplamalarının çok da doğru olmadığı düşünülmektedir.
* Hala ortaya çıkarılması gereken yapı sayısı SCHMIDT’in belirttiği gibi 20 civarında değildir, daha azdır. Bunun için yeniden sismik çalışma yapılmalıdır.
* Burasının bir tapınak veya ritüel alanı olduğu konusu akıllardan çıkartılmalıdır, bu ifade kullanılmamalıdır. Çünkü Göbekli Tepe’nin bir yaşam alanı olduğu yönünde bulgulara rastlanmıştır. Ancak bugün için bu bulgular açıklanabilir değildir, üzerinde çalışmalar sürdürülmektedir.
* Ayrıca bir sosyal medya hesabında, Harran Üniversite’nde yapılan bir toplantıda bugünkü Kazı Başkanı Dr.Lee CLARE’in “her şey tekrar yeniden düşünülmelidir (everything has to be rethougth again) ” dediği belirtilmektedir.
⊗ Bu yaklaşımlara karşı şunları söyleyebilirim:
– 20 yıl süre ile Kazı Başkanlığı’nı yapan ve bu süreçte ortaya çıkarılan tarihi, kitabında ayrıntıları ile açıklayan Klaus SCHMIDT’in ölümünden sonra geçen 5 senede ne kadar önemli bulgular elde edildi ki, SCHMIT’in yaklaşımları sorgulanmaya başlandı bunu bilemiyoruz, çünkü henüz açıklanmıyor.
– Daha az sayıda yapı ortaya çıkarsa, konunun sonlandırılması ve ulaşılacak sonucun kabul edilmesi/ettirilmesi daha kısa zamanda ve daha az tartışma ile mümkün olabilecektir diye düşünmek mantıksız değildir.
– Göbekli Tepe’nin tapınak olabileceği varsayımı göz ardı edilerek yaşam alanı olması kabulüne yönelik yaklaşım için ortaya konan bulguların, Göbekli Tepe’nin III’üncü katmanının yapıldığı zamana yani günümüze en yakın tarihlere ait olduğu ifade edildiğine göre, mevcut olan ve I’nci katmanda yani Göbekli Tepe’nin en eski tarihlerinde inşa edilen yapıların, burasının bir “tapınak” olduğu gerçeğini değiştirmeyeceğini düşünüyorum.
⊗ 2018 yılında UNESCO Dünya Mirası Kalıcı Listesi’ne alınmasıyla başlayan süreçte, Göbekli Tepe’nin (Truva örneğinde olduğu gibi) farklı yaklaşımlara maruz kalabileceği veya kalmaya başladığı da göz ardı edilmemesi gereken bir unsur olarak ortaya çıkabilir yakın gelecekte.
⊗ Bunların üstüne bir de devletin resmi televizyon kanalında yapılan yayınlardaki akıl almaz iddia, yaklaşım ve karşılaştırmalara bakınca konu daha da vahamet kazanmaktadır.
⊗ “Her Yönü ile Göbekli Tepe” adlı kitabımda anlattığım ve 2010 yılında Göbekli Tepe kazı alanından çalınan heykel ile ilgili spekülasyonları da bunlara eklersek, yukarıda ifade etmeye çalıştığım hususlar, bir komplo teorisi olmanın dışında değerlendirilebilir diye düşünüyorum.
Ayrıca Bereketli Hilal bölgesinde bir kültürel beraberlik olduğu bu konuda çalışan herkes tarafındna kabul edilen bir gerçektir. Ancak bu bölgede bulunan Karahan Tepe, Herbetsuvan Tepe, Boncuklu Tarla gibi kazı alanlarından son zamanlarda gelen alakalı ve alakasız bulguların Göbekli Tepe ile karşılaştırılması da bir bilgi kirliliği oluşturmaktadır. 
⊗ Çünkü, Göbekli Tepe insanlık tarihinin bilinen en eski “tapınağı” ise, bu tapınak bir inanç için var edilmiş demektir. O zaman da bu yaklaşımdan, “inancın varlığını bilinenden 10.000 yıl öncesine götürmek zorundayız” sonucu çıkar ki, bu konuda derinlemesine yapılacak çalışmalar; tarihi, insanlığı ve mevcut kurumları çok değişik noktalara götürebilir.
SONUÇ OLARAK;
⊗ Türk tarihinin savunucusu olan yerli kurum/kuruluşlar, üniversiteler, akademisyenler, bilim adamları, arkeologlar, araştırmacılar bir araya gelerek Anadolu’nun bağrında, her üç Semavi din için de kutsal sayılan Şanlıurfa’nın yanı başında, uygarlığın doğduğu yer olan Bereketli Hilal bölgesinde yer alan ve bu topraklarda atalarımızdan bize miras kalan Göbekli Tepe’ye sahip çıkmalı, sahada var olarak girişimlerde bulunmalı, çalıştaylar düzenlemeli, raporlar hazırlamalı, sonuçları çeşitli platformlarda kamuoyu ile paylaşmalı ve gerçeklerin üstünün örtülmesi yönünde girişimlerin söz konusu olduğu tespit edilirse buna engel olmaya çalışmalıdırlar.
Gelişmeleri dikkatle izlemeye ve sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.
Sevgiyle kalın.

“GÖBEKLİ TEPE GERÇEĞİNİN ÜSTÜ MÜ ÖRTÜLÜYOR?” için bir yorum

  1. 10.000 yıl, herhalde 25-30.000 nesil eder…
    Ben dedemi bile bilmiyorum.
    Adını bildiğim atalarım 5 kuşak geriye kadar gidebiliyor. 25.000 kuşak hafsalam almıyor.
    Bir DNA analizi mümkün olsa dünyadaki nüfusun ciddi bir bölümünün ucu buradan çıkardı herhalde. Atalarımız becerikli adamlarmış. Ben taşa resim kazımayı hiç yapamıyorum…
    Ne heyecan verici şeylerle uğraşmışsın, bildiklerini yaymaya devam et dostum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir