GÖBEKLİ TEPE-21: DOĞURAN TANRIÇA’NIN VARLIĞI

Merhaba
* Göbekli Tepe insanlık tarihini değiştiren büyüklükteki önemi ile birlikte, bizleri bir tarih sınavına sokarak sunduğu her bir ögeyi açıklamamızı isteyen bir öğretmen gibidir. Ben de bir Göbekli Tepe sevdalısı ve araştırmacısı olarak her buluntuyu farklı açılardan ele almaya ve ip uçları bulmaya çalışarak mantıklı ve gerçekçi bir açıklama getirmeye ve ulaştığım sonuçları da siz okuyucularımla paylaşmaya çalışıyorum.
Bu yaklaşımları ortaya koymak için kullandığım yöntemlerden birisi de “bilinenden hareket ederek bilinmeyeni çözmek”tir. Bunu “karşılaştırma yapmak” şeklinde de tanımlayabiliriz. Göbekli Tepe’deki bulgularımızın bir kısmını, bugüne kadar tamamen ortaya çıkarılmış ve Ön Türkler dediğimiz bugünkü Türklerin ataları tarafından kurulmuş olduğu ispatlanmış durumda olan Çatalhöyük.
Bu sitedeki yazılarımı ve/veya kitaplarımı okuyanlar bileceklerdir, daha önce “Akbaba Kültü” konusunu Göbekli Tepe-Çatalhöyük karşılaştırması yaparak açıklamaya çalışmış ve bu noktadan hareketle Göbekli Tepe’de Ön Türk varlığının bulunduğunu düşünebileceğimizi detayları ile  anlatmıştım.
Bugün de aynı bağlamda yeni bir konuyu dikkatinize sunak istiyorum; Çatalhöyük’te bulunan ve “Kıbele” adı verilen Ana Tanrıça kültünden hareketle GÖBEKLİ TEPE’DE “DOĞURAN ANA TANRIÇA” BETİMLEMESİ VAR OLABİLİR Mİ?
Hadi gelin şimdi, bizi bu sorunun cevabını bulmaya götürecek ip uçlarını incelemeye ve onlardan faydalanmaya çalışalım.
ERİL BETİMLEMELER:
Bugüne kadar yapılan tespitler ışığında Göbekli Tepe’de dişil olarak bir tane figür bulunmuştur; o da Aslanlıtaş Yapısı’nda yer alan, kazıma tekniği ile yapılmış olan ve muhtemelen bir doğumu simgeleyen (Şanlıurfa Müzesi’nde sergilenen) aşağıdaki resimde görülen betimlemedir.
Bunun dışında dikilitaşlarda bulunan hemen tüm betimlemeler, aşağıda örneklerini görebileceğiniz gibi erekte vaziyette eril hayvanlara aittir.

Şimdi bu konuya bir virgül koyup başka bir konuya geçelim.
YIRTICI HAYVAN HEYKELİ:
*Göbekli Tepe buluntuları arasında yer alan ve aşağıda resmi görülen (Klaus SCHMIDT’in kitabında yer alan ifadesi ile) yüksek kabartma, bir yırtıcı hayvana ait olduğu düşünülür.
Prof.Dr.Klaus SCHMIDT “Taş Çağı Avcılarının Gizemli Kutsal Alanı Göbekli Tepe / En Eski Tapınağı Yapanlar” adlı kitabında sayfa 105’de bu konuda şunları söylemektedir:

“Bu yüksek kabartma örnekteki hayvan ise, açıkça ejderha benzeri bir sürüngene aitti. Açık ağzı ve ortaya çıkan dişleri, bakanı geçekten ürkütüyordu. Resmedilen hayvanı yorumlamaya kalktığınızda hemen aklınıza timsah geliyordu. Arkeozoolojik bilgilere göre Fırat ve Dicle’de hiçbir zaman ne ejderha ne de timsah benzeri bir hayvan yaşamamıştı.”
Doğal olarak bu iki farklı konuyu okuyunca “Ne alaka?” diye sordunuz değil mi? Biraz sonra anlayacaksınız… okumaya devam edelim 😊
ÇATALHÖYÜK’TEKİ DOĞURAN TANRIÇA:
Gelin şimdi de Prof.SCHMIDT’in kitabının 59’uncu sayfasındaki “Doğuran Tanrıça” başlıklı bölümüne göz gezdirelim. Bu bölümde SCHMIDT Çatalhöyük bulgularına vurgu yaparak ve aşağıda yer alan resim ile ilişkilendirerek özetle şunları söylüyor:
“Çatalhöyük figürlerinin en önemlilerinden biri “Doğuran Tanrıça”dır. Bu motif, pek çok yüksek kabartma şeklinde görülmektedir. Ağ motifleriyle boyanmış figürlerden birinde göbek merkezi, eşmerkezli daire ile vurgulanmıştır. Pek çok durumda “tanrıça, arkeolojik terminolojiye boğa başını ya da kurban edilmiş boğa başını gövdesinden ayrı şekilde gösteren bir “bukrnion” sahnesinin üstünde yer almaktadır. “Kadın ve bukranion” ilişkisi, Mellart’ın (Çatalhöyük Kazı Başkanı-KY) kadının bir boğa doğurduğu yorumunu yapmasına neden olur.”
Ancak Prof.SCHMIDT, Çatalhöyük’de bulunan Doğuran Tanrıça ile ilgili bu yorumları yaparken, bununla Göbekli Tepe arasında bir bağlantı kurmuyor.
Şimdi SCHMIDT’in anlattıklarına bir virgül koyalım ve başka bir kitaptan alıntı yapalım.
Kitabın yazarı Önder BİLGİ ve adı da “Klasik Çağ Öncesi Anadolu’da İnsan Görüntüleri”. Söz konusu kitabın “Erken Neolitik Çağ MÖ 7.000- MÖ 6.200” adlı bölümünde Çatalhöyük ile ilgili bilgiler, aşağıda yer alan resimle desteklenerek şöyle verilmiş:
“Çağın diğer kabartma örneklerinde ise kilden kabartma tekniğinde oturan çıplak bir insan figürü görülür. Cepheden yansıtılmış olan bu figürün kol ve bacakları iki yana doğru açılmış ve kabaca belirlenmiş el ile ayakları yukarı kaldırılmış şekilde gösterilmiştir. Birçok örneği ortaya çıkartılmış bulunan ve doğal büyüklüklerde yapıların duvarlarına monte edilmiş (aplike) olarak bulunan bu figürlerin beyaz renk astarlanmış vücutlarının daha da kabartılmış olarak gösterilmesi için karın kısımlarında bazen kırmızı boya ile oluşturulmuş iç içe daireler görülür. Bu betimlemelere, bu görüntüleri ile büyük olasılıkla kadınların hamileliklerini yani insan neslinin kaynağını sembolize etmek üzere, özellikle kutsal sayılacak yapılarda yer verilmiştir.” Yani BİLGİ bize diyor ki, “Doğuran Tanrıça” betimlemeleri/heykelleri Çatalhöyük evlerinde mevcuttur”. Gerçekten de bu şekillere Çatalhöyük evlerinin duvarlarında (aşağıdaki resimde boğa başlarının üstündeki kabartma) rastlıyoruz. 
Dolayısı ile gerek SCHMIDT’in ve gerekse BİLGİ’nin belirttiği gibi, Çatalhöyük’te gördüğümüz karnının etrafında iç içe girmiş şekiller içeren, elleri ve kolları iki yana açılmış heykeller/şekiller “Doğuran Tanrıça”yı betimlemektedir.
Peki bunun Göbekli Tepe ile ne ilgisi var? diye soracak olursanız… işte cevabı.
GÖBEKLİ TEPE’DEKİ DOĞURAN TANRIÇA:
Şimdi Göbekli Tepe’de bulunan timsah ya da ejderha olduğu düşünülen yüksek kabartmayı ters döndürelim (soldaki), Çatalhöyük evlerinde bulunan Doğuran Tanrıça betimlemesi (ortadaki) ve Klaus SCHMIDT’in kitabında yer alan resim (sağdaki)  ile yan yana koyalım. Ne dersiniz, çok benzerler değil mi?

SONUÇ OLARAK:
Yukarıda yer alan açıklamalarımı bir bütün olarak ele alırsak;
– Klaus SCHMIDT bu iki ögeyi farklı başlıklar altında inceleyerek ve fakat ilişkilendirmeyerek, bulmacayı bizim çözmemizi istemiş olabilir mi?
– Bugüne kadar Göbekli Tepe’de yırtıcı bir hayvan (timsah veya ejderha) olarak tanımladığımız yüksek kabartma aslında Doğuran Ana Tanrıça betimlemesi olabilir mi?
– “Göbekli Tepe’de sadece eril ögeler yoktu, dişil ögeler de vardı ve Doğuran Tanrıça betimlenmişti” diyebilir miyiz?
– Göbekli Tepe MÖ 8.000’ler terk edildiğine, bir Ön Türk yerleşkesi olduğu kabul ve ispat edilen,  Ana Tanrıça kültünü yaşamış olan Çatalhöyük’de ilk yaşam MÖ 7.400’lerde başladığına göre, inancın ana unsuru olan “yüce varlık” tanımlamasının erilden dişile yani Tanrı’dan Tanrıça’ya dönüşümü Göbekli Tepe’de başlamış olabilir mi”?
Sevgiyle kalın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir