GÖBEKLİ TEPE-18 : KİM VAR ORADA?

Merhabalar,
Buraya kadar anlatmaya çalıştığım tüm konuların bildiğiniz gibi tek bir amacı var; “Göbekli Tepe’yi kim (ne zaman, ne maksatla ve nasıl) yaptı?” sorusuna cevap bulmak.
Bu sorumuzun cevabına biraz daha yaklaşabilmek için Türklüğün nerede doğduğu, kültürünün ve uygarlığının nerede geliştiği ve nasıl yayıldığı konularına da değinmek gerekir diye düşünüyorum. Belki bu yolla Göbekli Tepe’nin sır kapısını biraz daha aralayabiliriz.
Hadi bakalım..
TÜRKLER İNSANLIK TARİHİNİN NERESİNDE? :
λ Diğer toplumlarla karşılaştırıldığında, bugün eski Türk tarihine ait çok az kanıt günümüze ulaşmıştır.
* Bunun ana sebebi olarak; atalarımızın konar-göçer bir biçimde (veya kışlak-yazlak biçiminde) yaşaması ve bu yaşam sürecinde ağır doğa koşulları ve düşmanlarla mücadele etmekten tarih yazmaya imkan bulamamaları gösterilir.

λ Gerçekten de kadim Türklerin tarihini incelediğimizde, tarih öncesindeki kadim atalarımızın geleceğe bir miras bırakmaktan çok, hayatta kalma mücadelesi verdiklerini görürüz.
λ Çok esi geçmişten daha yakın tarihlere gelindikçe bu izler oluşmaya başlamış, Türkler kurdukları uygarlıklar, geliştirdikleri kültürler ve yarattıkları eserler ile insanlık tarihinde derin izler bırakmışlardır.
λ Bugünkü atalarımız olan Ön Türkleri oluşturan unsurlardan biri olan “Beyaz ırk”, insanoğlunun Afrika’dan Asya’ya göç hareketine giriştiği MÖ 70.000’li yıllardan beri Asya’da var olmuştur.
* Bu ırk MÖ 40.000’li yıllarda ise genetik olarak diğer ırklardan ayrı nitelikler kazanmış ve Orta ve İç Asya’da yerleşik hale gelmiştir. 
λ Tarihçi Hammer “Türkler Heredot ve Tevrat’dan çok daha eski yüzyılların tanıdığı bir ulustur. Türkler olmadan tarih bilimi düşünülemez” demektedir.
λ Taciksitan’ın Tarih, Arkeoloji ve Etimoloji Kurumu Başkanı RANOV ise “Eskitaş Dönemi olan MÖ 6.000.000-100.000 yıllarını kapsayan dönemde Orta Asya’da insanların bulunduğunu ve sosyal bir hayatın yaşandığını” iddia eder.
λ Ön Türkler zamanında “Türk Sahası” diye adlandırabileceğimiz coğrafya doğuda Bering Boğazı ve Japon Denizi’nden başlar; kuzeyde Sibirya, Kuzey Karadeniz Havzası, Karpatlar, Alpler, Orta Tuna Havzası, İtalya Yarımadası ve Balkanlar’ı kapsar; güneyde Kore Yarımadası, Moğolistan, Kuzey Tibet, İran yaylaları, Arap Yarımadası ve Anadolu’yu içine alır.
λ Bu coğrafya atalarımızın doğduğu ve bilinmeyen zamanlarda sürekli olarak yaşadıkları yerlerdir. Atalarımız buradan fasılalarla ve çeşitli nedenlerle göç ederek Türk uygarlığını, kültürünü ve inancını dünyanın dört bir yanına taşımışlardır.
*
Prof.Dr.Ahmet TAŞAĞIL’a göre “Türkler milattan önceki dönemlerde yedi, milattan sonraki dönemlerde ise onüç büyük göç gerçekleştirerek tüm dünyaya yayılmışlardır.”
* Ancak gerek Amerikalı, gerek Avrupalı ve gerekse Rus bilim (!) adamlarının devletlerinin desteği ile yaptırdıkları araştırmalarda ortaya çıkan gerçekler gizlenmiş, antik Türk tarihi ile ilgili bulgular çarptırılmış, Türklerle ilgili ne varsa büyük çoğunluğu “Hint-Avrupalı” diye adlandırılan ve gerçek temellerden yoksun olarak icat edilen bir halka mal edilmiştir.
λ Benzer şekilde Batı uygarlıkları Yunan kültürüne, doğu uygarlığı Ermenilere, güneydeki uygarlıklar ise Çin kültürüne bağlanmaya çalışılmakta, tarih sahnesinde on binlerce yıldır var olan Türkler yok farz edilmektedir.
Hatta Avrupalı tarihçiler Sovyet tarihçilerinin etkisinde kalarak öz be öz Türk olan Ön Türk halkları Sakaların ve Sarmatların “İran dili konuşan Hint-Avrupalılar” olduklarını iddia edecek kadar da tarih yobazıdırlar.
Bu tez; konuşulan dil, bölgede elde edilen arkeolojik bulgular gibi birçok veri ile çökertilmiş olsa da, tarih siyasal amaçlarla yazılmak istenildiğinde, gerçekler çok rahat bir şekilde çarpıtılabilmektedir.
Bu tezleri kabul eden birçok Batılı bilim insanı da bu saçma tezlerin izlerinden gitmiş, ne yazık ki zavallı birçok Türk bilim (!) insanı tarafından bu görüşler desteklenmiş ve Türk tarihinin Hunlar ile başladığı, Türklerin 1071 yılında Orta Asya’dan Anadolu’ya geldikleri gibi saçma ve mesnetsiz görüşler yaratılmıştır.
λ Hatta bu yalan tarihin yaratıcıları, insanlık tarihinin ve Türklerin ilk tek tanrılı dini olan Tengricilik’in bir kolu olan ve İran’da gelişen Zerdüşt Dini’ni bile, o zamanlarda henüz yerleşik hayata geçmemiş ve hatta o bölgeye bile gelmemiş olan Med halkına bağlamaya çalışmışlar, buradan da Semitik dinlerin temellerinin atıldığını öne sürmüşlerdir.
λ Yani Türk dünyası dışında kalan tüm dünyada hakim olan ana görüş; “uygarlık, din, tarih .. Türklere bağlanmasın da, ne yalan olursa olsun inanmaya ve bunu yaymaya hazırız” şeklindedir.
λ Ancak Türkmenistan’da yapılan kazılar ortaya koymaktadır ki, Türkler bundan 12.000 yıl önce Türkmenistan’ın Anav bölgesinde tarım yapmaya başlamışlardır. Dünyanın ilk şehirlerini burada kurmuşlar, ilk resim yazısını ve tekerliği bulmuş ve kullanmışlardır.
ORTA ASYA’DAN ÇIKIŞ VE YAYILMA:

λ Orta Asya’daki muazzam büyüklükte olan ve daha sonra 5’e bölünen içdeniz zaman içinde kuruyarak ortadan kalkmış ve yerlerinde Karakum, Sarıkum ve Taklamakan çölleri oluşmuştur. Bu kuruma ve çölleşme Ön Türklerin Orta Asya’dan göç etmelerinde ana etkeni teşkil etmiştir.
λ Bu nedenle; MÖ 9.000-7.000 yılları arasında Orta Asya’dan daha sulak alanlara yani batıda Doğu ve Güney Avrupa, Anadolu ve Ortadoğu’ya; güneyde Çin ve Hindistan’a yapılan hareketler bir “göç” değil “kitlesel bir yer değiştirme” olarak tanımlanabilir.
λ Bu şekilde Türkmenistan’dan kitleler halinde göç etmeye başlayan Türkler, gittikleri yerlerde genellikle ırmak boylarına yerleşmişler ve tarım yapabilmek için sulak alanları tercih etmişlerdir.
λ Bu bölgeler; İran’da Karun ırmağı, Irak’ta Fırat ve Dicle ırmakları, Pakistan’da İndus ırmağı, Karadeniz’in kuzeyinde İdil ve Özi ırmakları, Çin’de Sarı ırmak, Balkanlar’da Tuna ırmağı, İtalya’da Arno ve Tiber ırmakları, Anadolu’da Kızılırmak, Yeşilırmak ve Gediz ırmağı gibi bölgelerdir.
λ Bu bölgelerde yeni şehirler ve uygarlıklar kuran Türkler burada dillerini de geliştirmişler, alfabelerini yazmışlar ve diğer uygarlıklara da bunları taşımışlardır.
λ Bundan sonraki yazılarımda anlatacağım konuyla şimdiden bağ kurmam gerekirse, Ön Türklere ait kaya resimleri de hep ırmak kenarlarında bulunan kayalara ve mağara duvarlarına kazınmıştır.
Ön Türkler tarafından kurulan uygarlıkların bazıları Sümer, Elam, Hatti-Hitit, Etrüsk-Pelasg, Likya, Lidya, Frig, Karya, Truva, Trak, Makedon, Agameniş, Part gibi uygarlıklardır.
Akad-Asur-Babil uygarlığı Sümer uygarlığı üzerinde, antik Roma ve Yunan uygarlığı ise Etrüsk-Pelasg uygarlığı üzerinde yükselmiştir.
Türkler ayrıca İndus vadisinde ilk uygarlığı kurarak Hint uygarlığının temellerini atmış ve Hindistan’ı MS 30-1858 yılları arasında yaklaşık 1800 yıl yönetmişlerdir.
İran uygarlığı bir Ön Türk halkı olan Elamlılar tarafından kurulmuş ve Türkler bin yıllar boyu İran’ı yönetmişlerdir.
Benzer şekilde Çin uygarlığını kuran da yine Türklerdir ve Çin’i, MÖ 2.200’den MS 1.200 yılına kadar aralıksız olarak 3.000 yıl Türkler yönetmiştir.
λ Avrasya kıtasında yaşayan Türkler büyük şehirler inşa ederek buralarda yaşamışlardır. Atina, Isparta, Selanik, Roma, Pekin, Xian, İzmir, İstanbul gibi şehirler bunlara örnektir. Yani göçebe veya konar-göçer diye tabir edilen Türkler aslında ilk şehirleri inşa edenler ve buralarda yaşayanlardır.
λ Orta Asya’da baş gösteren büyük kuraklık sonucu kitlesel yer değiştirmeye maruz kalan halklar/devletler arasında yüzyıllarca süre egemenlik savaşları yaşanmıştır.
Bugün, tarihte iki farklı ırk veya devlet arasında yapıldığı söylenen savaşların birçoğu “Türk ile Türk arasında” yapılan savaşlardır.

λ Bu savaşlar sonucunda Sarmatlar Sakaları, Sakalar Kimmerleri, Hunbeyler Hunları, Hunlar Tagarları, Göktürkler Avarları, Uygurlar Göktürkleri, Kırgızlar Uygurları, Türkmenler Peçenekleri… bulundukları yerlerden etmişler ve başka bölgelere göç etmeye zorlamışlardır.
λ Ancak bu göçlerin çok büyük bir bölümü Türk halklarının kendi yaşam bölgeleri içinde gerçekleşmiştir.
* Doğuda Çin’den batıda Doğu ve Güney Avrupa’ya, kuzeyde Sibirya’dan güneyde Hindistan, İran, Mezopotamya ve Anadolu’ya dek yayılan Türklerin bu kendi yaşam bölgeleri, tarihteki ilk göçten sonra binlerce yıldan beri oturdukları kendi toprakları, kendi atayurtlarıdır.

λ Amerikalı jeolog Parhael PUMPELLY Orta Asya’da kuruyan iç denizleri inceledikten sonra “Uygarlığın temellerinin Babil’den çok önce Orta Asya’da ortaya çıktığını, Orta Asya’daki büyük bir iç denizin, kalabalık bir toplumun gelişmesini desteklediğini, son buzul çağından sonra bölge ikliminin giderek kuraklaştığını ve burada yaşayan insanları göç etmeye zorlayarak batıya ve dünyanın diğer yerlerine dağılarak uygarlığı yaydıklarını” söylemektedir. PUMPELLY bu konuyu araştıran ilk bilim adamıdır.
λ Ünlü Sümerolog Muazzez İlmiye ÇIĞ da “Sümerliler Türklerin Bir Koludur” adlı çalışmasında “Tarihi bilgiler ve belgeler ışığında, Sümerlilerin Orta Asya’dan Mezopotamya’ya göçen Türklerin bir kolu olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim” diyerek bu konuya son noktayı koymaktadır.
OLAYA DİN KÜLTÜRÜ AÇISINDAN BAKARSAK :
λ Dr.Arın ENGİN “Sümer Türkleri” adlı eserinde “İran’da yaşamış olan Medlerin Sümer soylu oldukları ve büyük İran uygarlığını meydana getirdiklerini anlamış bulunmaktayız. İbrahim Peygamber ve karısı Sara, Ur’lu Sümer Türkleridir” demektedir.
λ Doç.Dr.Osman ÇATALOLUK ise “Türk’ün Genetik Yapısı” adlı eserinde “Urallardan gelip Kafkaslarda durmadan Kuzey Anadolu’ya inen R1b’li erken Türkler, doğrudan Mezopotamya’ya gelip yerleştiler. Bu kol Sümer koludur ve Hz.İbrahim’in içinden çıktığı millet Sümerlerdir. Yani Hz.İbrahim ve onun soyundan gelenler Türktür.. tıpkı Hz.İsa gibi” görüşünü, DNA verilerine dayanarak iddia etmektedir.
λ Amerikalı araştırmacı Gene D. MATLOCK “Ey Dünya İnsanları Hepiniz Türk’sünüz” adlı kitabında “Nuh ve oğulları Sam, Ham ve Yafet Türk’tü. Nuh’un gemisinin Ermenistan-Türkiye sınırında karaya oturması buna işaret eder. Hz.İbrahim bir Kaldeli idi. Sümerler, Hattiler, Kassitler gibi topluluklar Türk’tür” tespitine yer vermektedir.
λ Sadi BAYRAM da “Güney-Doğu Anadolu’da Proto-Türk izleri” adlı eserinde “Hz.Nuh’un gemisinin Cudi veya Ağrı Dağı’na oturduğu tüm kutsal kitaplarda yazdığına ve Türk ırkının Nuh’un oğlu Yafes’ten türediği efsanelerde yer aldığına göre Türklerin ilk vatanı Güneydoğu Anadolu ve Mezopotamya bölgesidir” demektedir.
SONUÇ :
λ Türkler MÖ 12.000’li yıllardan beri ve belki de daha önceden Orta Asya’da var olmuşlar ve buraya yerleşerek bölgeyi “atayurdu” bilmişlerdir.
λ Daha sonraki yazılarımda okuyacağınız gibi bu tarih, bilimsel kanıtlara dayalı olarak MÖ 17.000’lere gitmektedir. Hatta Kazım MİRŞAN’ın yaptığı ilişkilendirme neticesinde ortaya çıkan tarih MÖ 35.000’lerdir.
λ Müteakiben bölgede baş gösteren kuraklık neticesinde MÖ 9.000’lerden itibaren Orta Asya’dan çıkarak dünyanın dört bir yanına dağılmış,
uygarlıklarını, kültürlerini, dillerini, inançlarını taşımış ve bugün bildiğimiz dünyanın temellerini atmışlardır.
λ
Doğuda ve batıda, kuzeyde ve güneyde kurulan uygarlıklar, inanç sistemleri, kültürler, sanat eserleri vb. bir çok olgu, ya birebir Türkler tarafından yaratılmıştır ya da Türklerle etkileşim içinde olan halkların üzerindeki Türk etkisi ile hayat bulmuştur.
λ Dolayısı ile, Göbekli Tepe’de Türk izlerini aramak, var olduklarını düşünmek, hatta önceki yazılarıma verdiğim bilgilere dayanarak iddia etmek ve bu bölgede başka hiçbir milletin olamayacağını ileri sürmek.. bana göre mantıklı bir yaklaşımdır.

Sevgiyle kalın.

“GÖBEKLİ TEPE-18 : KİM VAR ORADA?” üzerine 3 yorum

  1. Yukarıda adını zikrettiğiniz Prof. ların nasıl kitap yazdıklarını bilen biri olarak bu bilgileri artık kitaplaştırmalısınız diye düşünüyorum.

    1. İlginiz için teşekkür ediyorum.
      Kitap taslağı hazır, yayınevleri ile görüşmelerim devam ediyor. En kısa sürede sizlere ulaştırma çabası içerisindeyim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir