GERÇEK TARİHİ ORTAYA KOYMAK

Merhabalar,
* Gerek tarih öncesi ve gerekse tarih çağları için, ırk ve soy kavramları üzerinden spekülasyonlara açık bir şekilde, yaşadığımız dünyada var olan uygarlıkların kökenleri, coğrafyalara göre yaşamış halklar, bunların dili, inançları, kültürleri, birbirlerini etkileme durumları vb. konular yıllardır tartışılmaktadır ve de bu tartışma devam edecektir.
* Geçmişi doğru ve gerçek bir şekilde ortaya çıkarabilecek ana disiplinler “arkeoloji” ve “tarih”tir. İnsan bilimi (antropoloji), dil bilimi (lengüistik) gibi disiplinler de bunları destekleyecek şekilde çalışmalara dahil edilmelidir, edilmektedir.
Ancak tüm bu bilimsel çalışmalar ne yazık ki, bağımsız, gerçekçi ve doğru bir tarihin yazılmasını sağlayamamaktadır.
Çünkü yukarıda belirttiğim disiplinlerde çalışan bilim adamları (akademisyenler) ve de araştırmacıların birçoğu mensup oldukları devletin politikaları gereğince bulguları saptırmakta ve “yalan tarih” yaratma konusunda çaba içine girmektedirler. Hatta bazen o ülkenin kendi akademisyenler/araştırmacıları da bu “yalan tarih”i savunacak kadar aymazlık içinde olabiliyorlar.
Bunun içindir ki; geleceği görebilen o eşsiz öngör sahibi insan, birçok akademisyene öğretmenlik yapabilecek seviyede tarih bilgisine sahip o dahi, yabancı kaynakları orijinal dilinde okuyabilecek kadar entelektüel o çağının ötesinde yaşayan insan, Ulu Önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK daha 1931 yılında şöyle demişti: “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.”
İşte bizler bugün Anadolu topraklarında ortaya çıkan arkeolojik kalıntılar, tarih öncesi çağlara kadar giden kültürel zenginliklerimiz ve bunların izleri gibi “gerçekler” ile karşılaşınca Mustafa Kemal ATATÜRK bu yüksek öngörüsünün gerçekleştiğini bir kez daha görüyor ve önünde yine saygı ile eğiliyoruz.
Yukarıda belirttiğim (bilmeden yapanlar için) “yanlış” veya (bilerek yapanlar için) “yalan” olarak ifade edebileceğim tarihin karşısında Türk tarihini gerçek bir şekilde ortaya koymak için, bir Türk evladı olarak kendimce doğru olduğuna inandığım hususları burada, kurumsal facebook hesabımda https://www.facebook.com/mehmetkenanyelken/ ve https://twitter.com/kyelken twitter hesabımda sizlerle paylaşmaya çalışıyorum.
* Amacım tarihi yapanlara saygı duyarak tarihi doğru olarak ortaya koyabilmektir.
YARATILAN OLUMSUZ ORTAM
Bugüne kadar hepimiz merak, farklı bilgi arayışı, ödev zorunluluğu, araştırma isteği, akademik çalışma vb. konular için çok çeşitli tezler, yaklaşımlar ve görüşler okuduk Türk tarihi ve Türklük konusunda. Bunları yorumlayıp (mümkünse) özümleyerek bir sonuç çıkartmaya ve bu doğrultuda kendi “doğru”muzu bulmaya çalıştık. Bu da tabiiki milli duygularımızdan kaynaklandı.
Ancak tarih konusuna eğilen yerli akademisyenler/araştırmacıların bir kısmı (belki de istikbale/mesleki hedeflerine erişmek için içinde bulundukları şartların gereğine göre hareket etme mecburiyetlerinden) yalan tarihe sahip çıktılar ve onu parlatıp, süsleyip, yabancı kaynaklar ve danışmanlar desteği ile Türk insanına “gerçek tarihimiz”miş gibi kabul ettirmek gibi bir misyon üstlendiler.
Bunların dışında kalanlar da, bu kesimin sahip olduğu destek ve bir anlamda manevi güce karşı aceleci davranarak ve yeterli kanıta sahip olmadan, bazen tek bir veri ile ortaya atıldılar ve hemen tüm milletleri Türk ilan ettiler ve tepki aldılar.
Atatürk’ün direktifiyle 1930’larda Türk Tarih Tezi oluşturulmaya başlayınca, bazı tarihçilerin yaptığı yanlış buydu. Tabii ki bunların içinde ciddi tarihçilerimiz de vardı ancak onlar bundan zarar gördüler ve ortaya konulmaya çalışılan bilimsel araştırmalar kabul görmedi, dikkate alınmadı.
Bunun yarattığı olumsuz durum yıllarca sürdü ve bugün dahi, Türklük bilincine ve Türk tarihine sahip çıkan akademisyen/araştırmacıların ortaya koyduğu ve sağlam kanıtlara dayalı gerçekler (eskiye göre daha iyileşmekte olsa da) yeteri kadar destek görmüyor.
Geçmişi aydınlatan bulgular bildiğiniz gibi arkeoloji adı verilen bilim tarafından gün yüzüne çıkartılıyor. Bu bulguların gerçek anlamına ulaşabilmek için de antropoloji (insan bilimi), linguistlik (dil bilimi), teoloji (din bilimi) gibi başka ana disiplinler ile günümüzde ortaya çıkmaya başlayan zooarkeoloji (zooloji+arkeoloji =hayvan arkeolojisi) gibi ara disiplinler de, bu buluntuların ne zaman ve nasıl ortaya çıktıklarını, kime ait olduklarını ortaya koymak için ana disipline yardımcı oluyorlar ve sonunda ortaya çıkan şeye de biz “tarih” diyoruz.
Yani tarihin gerçek olarak ortaya çıkması işte bu arkeoloji bilimine sahip olanların elinde.
Bugün ne yazık ki, Türkiye’de kazı yetkileri (yani Bakanlar Kurulu Kararı ile verilen kazı izinleri) genelde Almanlar olmak üzere yabancı bilim insanlarının elinde. Ve bu kişiler de tarihi, kendi ülkelerinin politik çıkarları doğrultusunda yazıyor yani tarihi istedikleri gibi “şekillendiriyorlar”.
* Yasal mevzuat gereği bu kazılara, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı temsilcileri/gözlemcileri de eşlik ediyor ancak bunun ne derece efektif olduğu da ayrı bir tartışma konusu.
Biz de bu konuda duyarsız olmanın da ötesine geçiyoruz; Bakanlar Kurulu 17 Türk Kazı Başkanı’nın yetkisini iptal ediyor, 7 tane Arkeoloji Fakültesi kapatılıyor… Türk arkeolog yetişmiyor, yetişenler de iş bulamıyor, şoförlük, garsonluk yapıyorlar, araba yıkıyorlar.
Ancak bu olumsuzluklar bizi yolumuzdan alıkoyacak değil. Yılmayacağız, çok çalışacağız, güçlü kanıtlar bulacağız, birçok açıdan konuyu ortaya koyacak ve gerçeği yazacağız.
* Tabii ki yerli ve yabancı birçok kişi/kurum/üniversite/devlet bunları kabul etmedi ve de etmeyecek. Ama karşı çıkamayacaklar ve sadece susacaklar. O zaman da biz yine bir atasözümüzü anımsayacağız; sükut ikrardan gelir.
NE YAPMALIYIZ?
İşte tüm bu olumsuzluklara rağmen tarihi gerçek olarak ortaya koymak için çok yönlü çalışmalıyız.
Öncelikle elimizden geldiği kadar çalışmaya, gerçekleri ortaya koymaya çalışmalı ve bundan asla vazgeçmemeliyiz.
* Türklük ve Türk tarihi konusunda çalışmalar yapan ve bu yolda çaba gösteren akademisyen/araştırmacılara destek vermeli, çalışmalarını takip etmeli ve de bizim gibi düşünen Türk evlatlarına bunları iletmeliyiz.
* Bu şekilde hareket ederek Göbekli Tepe gibi atalarımız tarafından meydana getirilen yapıları, Orta Asya’dan gelen uygarlık ve kültürümüz ile birleştirerek kültürel bütünlüğümüz ve sürekliliğimizi ortaya koyabilir ve de koruyabiliriz.
*
Çünkü biliyoruz ki muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur!
Esen kalın!