GÖBEKLİ TEPE-11 : ÖNTÜRKLERİN İZLERİ-2

Göbekli Tepe Ziyaretçi Merkezi’nden kazı alanına giden yol adeta burayı özetler; her yer açık ve görünür ama siz kendinizi sonsuz bir bilinmezlikte hissedersiniz.

Merhabalar,
Geçen yazımda yaptığım açıklamaların “Göbekli Tepe’deki Ön Türklerin izlerini” konusunda yeterli olduğunu düşünüyorum. Siz de benim gibi düşünüyor musunuz?
Ancak yine de bazı kafalarda kalan soru işaretleri varsa, onları giderme adına bu yazımda biraz daha bilgi vermeye çalışacağım.
Hadi bakalım elimizde başka neler var 🙂
MAĞARA RESİMLERİ :

Örnek olarak Erzurum yakınlarındaki Cunni Mağarası ile Kütahya yakınlarındaki Aizonai Tapınağı taş duvarlarında bulunan taş bloklar üzerindeki resimlere bakacak olursak bunların birbirinin aynısı olduğunu görürüz.
∑ Bu resimlerin hemen aynısı Azerbaycan ve hatta Sibirya’daki mağaralarda bulunmuştur. Bu gerçek, Türk ve yabancı bilim adamları tarafından kabul edilmektedir.

∑ Aizonai Tapınağı’nın doğu yüzüne bakan duvarında resimde (sağdaki) at üzerindeki süvarinin elinde taşıdığı sancağın alemindeki işaretlerin “kurt baş”’ ve “ok-yay” tamgası olduğu kesin gibidir ve bu resmin Türkler tarafından yapıldığına işaret eder.
Çünkü “ok-yay” aynı zamanda bir Türk Devleti olan Türük Bil hükümdar ailesinin (MÖ 879-MS 575) damgasıdır.

∑ Ayrıca dil kökleri, devlet isimleri, kültürler, çeşitli yerlerde bulunan metinlerde geçen ifadeler vb. hususlarda da bir çok benzerlik de vardır ki, burada o detaya girmek istemiyorum.
∑ Ancak açık ve net olarak söyleyebilirim ki; Anadolu binlerce yıl Orta Asya’dan göç almıştır, göç alanlar kültürlerini, inanışlarını ve hatta yazılarını da doğal olarak yanlarında getirmişlerdir ve bu yazıların Ön Türkçe olduğu kanıtlandığına göre göç edenlerin Türk kimliği taşıdığı kesin gibidir.
Buzul çağını müteakiben ortaya çıkan su baskınları sonrasında suların çekilmesi ve verimli arazilerin ortaya çıkması sonucu Ön Türkler ve kültürel varlıkları, önce Anadolu’ya ve oradan da Toros ve Zağros dağlarını aşarak Mezopotamya’ya geçmiş tezini savunmak pek ala mantıklıdır.
YENİ YÜZLER VE RENKLER :

∑ Yine bu konuda en yetkin otorite olarak kabul etmemiz gereken Kazı Başkanı Klaus Schmidt diyor ki; “Yukarı Mezopotamya’daki ilk Neolitik yerleşim tarihinin birdenbire, daha önceden hiç kimsenin bilmediği yeni yüzler ve renklere sahip olduğunu da unutmayalım”.
Yeni yüzler ve renkler… ilginç bir tespit değil mi?
∑ Bu tespitten ve dayandığım kanıtlardan hareket edecek olursam, aklıma iki olasılık geliyor;

* Ya Göbekli Tepe, Orta Asya’dan Doğu Anadolu yolu ile buraya gelen Ön Türkler tarafından inşa edildi,
* Ya da söz konusu bu Ön Türkler yapıyı planlayıp tasarladılar, bölgedeki göreceli ilkel kalmış yerel halkı şaman kültürü ile tanıştırdılar ve “elit” kesim olarak onların iş gücünü kontrol ederek ve de yöneterek bu yapıları inşa ettiler.
∑ Çünkü daha önce de vurguladığım gibi, büyük çaplı bir iş bölümü yapılmadan bu gibi muazzam eserleri ortaya çıkarmak mümkün değildir.
O zaman da, Göbekli tepe için sosyal bir organizasyonun kurulması gerektiği çok açıktır. Ve sosyal organizasyonun olduğu bir yerde eşitlikten söz edilemez; bir yönetenler vardır, bir de yönetilenler.

∑ Sizce Göbekli Tepe gibi bir yapı için;
4-7 metre uzunluğunda ve 8-20 ton ağırlığındaki bu taşları obsidiyen (volkanik taş), çakmaktaşı veya kemikten yapılmış el aletleri ile kazarak oluşturmak,
Yaklaşık 400 metre taşıyarak tapınak bölgesine getirmek,
Orada havaya dikmek/kaldırmak,
Tabanda açılan oyuklara (sanki vinç ile kaldırılmışçasına) yerleştirmek,
Taşların üzerlerine o günün şartları ile birer sanat harikası sayılabilecek netlik ve titizlikteki kazıma, oyma ve kabartma şeklindeki figürleri yaratmak,
Kireçtaşından taşından yontarak bugünkü hayvanlarla hemen aynı fiziksel görüşüne sahip ve detayda heykeller meydana getirmek… daha önceden gelişmiş yetenek ve edinilmiş bilgi, sahip olunan bir kültür bulunmadan nasıl başarılabilir?

Ne dersiniz? Size de mantıklı geliyor mu bu çıkarımlarım?
TÜRKLERDE DİKİLİTAŞ KÜLTÜRÜ :
∑ Bugüne kadar kadim Türklerin taş kültürüne sahip oldukları çeşitli yerlerde ve bilim adamları tarafından yazılmıştır. Ancak dikilitaş kültüründen pek söz edilmemiş, Türklerin bengü taşları, sıntaşları, geyikli taşları, Bedizleri ve balbalları (BOL-BOL) görmezden gelinmiştir.
∑ Onlar bu kültüre yer vermeseler de, bizler biliyoruz ki, İskitler, Traklar, Keltler gibi Türk toplumlarında, Hititlerde (Huvaşi taşları) ve bir Anadolu medeniyeti olan Firiglerde (kıbele taşları) derin bir dikilitaş kültürü vardır.
Göbekli Tepe bölgesinin komşu coğrafyaları olan Afrika, Mezopotamya ve Avrupa’da ise o dönemde gelişmiş bir dikilitaş kültürü yoktur. O zaman bu kültüre sahip olabilecek tek yer Orta Asya’dır.
∑ Türkler “ovo (veya obo) ” adı verilen ve gökyüzüne sütun olarak yükselen taşlardan oluşan yapılar inşa etmişlerdir. belki siz de çok farkında olmadan bunlara rastlamışsınızdır.. hafızanızı bir zorlayın bakalım 🙂
∑ Ovo’nun etrafında dönüp dua etmenin, güvenli bir yolculuğun garantisi olarak görmeleri de Türklerin dikilitaş kültürünün felsefi ve dini bir boyuta olduğuna işaret etmektedir. 
∑ Resimlerde gördüğünüz gibi “felaket” veya “yıkım” anlamında kullandığımız “taş üstünde taş kalmadı” sözü ovo’lardan gelmektedir. Ovolardan dikilitaşlara geçiş yapılmış olması mantıksız değildir.

∑ Resimde MÖ 13.000 yılına tarihlenen ve Moğolistan’da (Orta Asya’da) bulunan “Geyikli Taş” görülmektedir. Sizce görünümü, boyutu ve üzerindeki şekilleri ile Göbekli Tepe’nin dikilitaşlarına benziyor mu?
∑ Bu resimde yer alan taş da MÖ 900-300 yılları arasında varlığını Hakasya’da sürdürmüş Tagar Kültürü’ne aittir. Tagar kültürü, İskit kültürünün atasıdır ve Orta Asya kökenlidir. Tanıdık geldi mi?
∑ Taşın üzerindeki çaputlar ise bir şaman geleneğidir ve hepimizin bildiği gibi “dilek” için bağlanır.
URFA ADAMI :
∑ Hatırlayacağınız gibi, MÖ 12.000 yılına tarihlenen, Göbekli Tepe’ye yakın bir yerde Şanlıurfa şehir merkezinde yapıla bir inşaat kazısında bulunan ve dünyanın en eski gerçek boyutlu insan heykeli olan “Urfa Adamı”nın ağzı yoktur.
∑ Peki neden bir insan heykeli yapılır ancak ağız kısmı betimlenmez?

Klaus Schmidt, bu heykelin kutsal bir amaç için yapılmış olabileceğini düşünmektedir.
∑ Urfa Adamı’nın ağzının bulunmaması konusunda mantıklı bir açıklama yapmak istersem, yaptığım araştırmalar neticesinde, Bilim Adamlarının bu konudaki görüşlerini de işin içine katarak, iki tez ortaya sürebilirim: 
İlk tez : Türklerde bildiğiniz gibi kutsal yerlerde yüksek sesle konuşulmaz, bağırılmaz. Dualar bile sessiz veya fısıltı halinde okunur. Bu Tanrı’ya saygısızlık olarak değerlendirilir. Dolayısı ile bu heykel ile tapınağa gelenlere “sessiz olun” mesajı verilmek istenmiş olabilir.
Sümerolog Muazzez İlmiye ÇIĞ “Sümerliler Türklerin Bir Koludur” adlı eserinde “Türklerde dağlar kutsal kabul edilir. Bunlarda bir tanesi de Eski Altay’ın en kutsal yeri olan Üç Sümer Dağı idi. Bu dağdaki otların koparılması ve yüksek sesle konuşmak yasaktı, sadece fısıltı ile konuşulabilirdi” demektedir.
Eserin bir başka yerinde ise “Türkler bazı dağların tepelerine mabetler inşa ettiler. Buralarda kurbanlar sunularak günahtan arınılırdı. Ayrıca insanlar getirdikleri büyük taşların etrafında  dönerek de günah çıkartılabileceğine inanırlardı” açıklamasında bulunmuştur.
Bu ritüel size tanıdık geliyor mu? Aklınıza etrafından dönülen veya tavaf edilen hangi dini taş yapılar geliyor; Göbekli Tepe? Mekke?
İkinci tez : Türkler kişinin ölüm anında verdiği son nefesi kutsal saymışlardır. Çünkü insan bir nefesle yaratılmıştır. Heykelde ağız olmaması, son nefesin dışarı çıkmasını önlemek ve bu şekilde ölümsüzlüğü sağlamak amacını gütmüş olabilir.
Bilim Adamları ağız kısmı olmayan insan yüzlerine Fransa Glozel’de, Doğu Anadolu’da Karaz’da ve Truva’da toprak kapların üzerlerinde ve taşlarda rastlamışlardır.
Bu ağızsız yüzlerin yer aldığı taşlarda ve kaplarda aynı zamanda tamgalar bulunmaktadır. Truvada bulunan kap üzerindeki tamga “TÖRT OQ ONG” diye okunmakta ve tanınmış Türkologlardan Haluk TARCAN’a göre “dört cihanda başarılı olma ve ölümsüzlük” anlamını taşımaktadır.
Peki sizce bu tamgayı kimler kullanmış olabilir ve dolayısı ile bu kaplar kimlere aittir ve dolayısı ile Urfa Adamı’nın ağızsız betimlenmesi hangi kültürden gelmektedir?

ANT KADEHİ :
Size bir örnek daha göstermek istiyorum.
Bu örneği vermemdeki maksat, yukarıdaki örneklerde göstermeye çalıştığım Göbekli tepe – Ön Türkler ilişkisini dolaylı olarak bizlere kadar getirmektir.
∑ Türklerin en önemli erginlenme ritüeli, erlik yani askerlik çağına gelmiş erkekler için yapılırdı.
* Kök Türkler ata mağaralarında ya da bir dağın yamacında yaz gün dönümünde Ejderha Takımyıldızı ve Ant-Ares yıldızının tepede olduğu dönemde bir at kurban ederler, atın kanını içkiye karıştırıp “ant kadehi”nden içerler ve kılıç üzerine ant içerlerdi.
Daha sonra erlere rütbeler ve onların nişanesi olan davul, ok-yay, balta, kılıç, askeri kemerler ve şarap ile bağlantılı kadeh dağıtılırdı.
Günümüzde Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından düzenlenen, silah üzerine ant içme ve kılıç-kemer kuşanma törenleri, Türklerin en eski erginlenme ve “er” olma ritüellerinin devamıdır ve ant içme töreni uygulaması da “Ant Kadehi”ne dayanmaktadır.
∑ Ayrıca ölen savaşçıların tanrı ya da tanrıça ile şarap içmeleri, yani bir anlamda hayat suyu içerek ebedi hayata intikal etmeleri İslamiyete uydurularak “Şehadet Şerbeti İçmek” şeklinde yaşamaya devam etmektedir.

∑ Sol resimde, elinde “Ant Kadehi” tutan, erlik kemeri ve kılıcını kuşanmış bir Türk Alp-Savaşçı görülmektedir.  Kök Türk Alp ve Kağanları ellerinde ant kadehi tutar vaziyette gömüldüğü bilinmektedir.
Sağ resimde görülen kişi de… ben, 30 Ağustos 1987 tarihinde Teğmen rütbesi ile Türk Silahlı Kuvvetleri saflarına katıldığım gün.
Orta resimde görülen Alp Savaşçısı’nın kılıç ve kuşam takımları ile benimkiler birbirine benziyor mu?
∑ Peki, Göbekli Tepe bulguları arasında yer alan ve aşağıdaki resimde görülen totemdeki betimlemelere dikkat eder misiniz?
Bu totemin bir doğum anını tasvir ettiğine inanılmaktadır. Doğmakta olan bebeğin elleri arasında da Ant Kadehi’ne benzer bir kadeh vardır. Bu betimleme kutsal bir anneden veya bir 
tanrıçadan doğan kutsal bir bebek senaryosu gibidir.
Belki de bu totemde yeniden doğum, yaşam döngüsü, sonsuz döngü, sonsuzluk kavramları “kadeh kültürü” kapsamında açıklanmaya çalışılmıştır.
Totem’deki ellerin, Göbekli Tepe dikilitaşlarında bulunan el tasvirleri ile aynı olması, kutsal bir bağa da işaret etmektedir diye düşünüyorum.
Yoksa bu eller bir kadına mı aittir? Bu kadın şaman (kam) olabilir mi? Kadın betimlemeli dikilitaşlar üzerinde erkek yırtıcı hayvanlar.. ikili dünya, kadın ve erkek, denge.. ne dersiniz?
∑ Kafanızı biraz daha karıştırmak için bir saptama yapayım..
* Bildiğiniz gibi Hıristiyanlıkta da bir “kutsal kase” olayı var. Bunun Hz. İsa’nın son akşam yemeğinde şarap içtiği kadeh olduğu yaygın görüştür.
Başka bir görüşe göre, kutsal kadehin Hz. İsa’nın çarmıha gerildiğinde kanının toplandığı kadeh olduğunu iddia edilmektedir.
Kutsal kaseye yüklenen bir diğer anlam ise Hz. İsa’nın sevgilisi olduğu öne sürülen Maria Magdalena’nın dişiliğidir. Bazı kişiler, kutsal kasenin, doğurgan Maria Magdelena’yı simgelediğini öne sürüp Hz. İsa’nın soyunun izini sürümeye çalışırlar.
Ne dersiniz, bu mit de Göbekli Tepe’ye dayanıyor olabilir mi?
ÇATALHÖYÜK BULGULARI :
Buraya kadar verdiğim kanıtlardan da mı tatmin olmadınız? O zaman son bir tane daha vereyim.
∑ Çatalhöyük (ileride bir yazımda detaylı olarak anlatacağım) birbirine yakın iki farklı yerleşimde MÖ 7.000-6.000 tarihlerinde varlığını sürdürmüş ve Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ’dan Çanak Çömlekli Neolitik Çağ’a geçişin merkezi olmuştur.
∑ Bu geçiş sırasında yemek kapları olarak çömlekler kullanılmış ve buna bağlı olarak yemek şekilleri ve içerikleri de değişime uğramıştır.
Çatalhöyük halkının yaşamına yeni giren bu çömlekler sayesinde ana yemek olan “kuru et”, yerini “sıcak sulu aş” kavramına bırakmıştır.
∑ İçinde kemikli et ile birlikte tahılların ya da benzer bitkilerin katıldığı, ateşte uzun süre pişebilen bu yemekler tüketilmeye başlanmıştır.
∑ Çatalhöyük gibi Konya bölgesinde keşfedilmiş ve MÖ 7.500 yılına tarihlenen Erbaba Höyüğü’nde içi karbonlaşmış buğday dolu bir biçimde bulunmuş daralan ağızlı çömlek, kabın içeriğini ve işlevinin destekler arkeolojik bir kanıttır.
∑ Kabın içinde bulunan ve yukarıda tarifi yapılan yemek, yapıldığı çömleğin belirgin formu da göz önüne alınırsa) günümüzde Anadolu’da hala yapılan bir yemeği çok andırır.
Hadi o zaman bir “soru-cevap oyunu” oynayalım :)))

SORU : Yukarıda açıklamaya çalıştığım bu yemeğin adı nedir?
CEVAP : Sorunun cevabını bulduysanız; 05 Ekim 2018 Cuma günü saat 23:59’a kadar lütfen adınız, soyadınız ve yemeğin adını kyelken@hotmail.com adresine bildirin, mailinizin “konu” bölümüne yazımın başlığını ekleyin.
Bu soruyu bilen okurlarıma, tanınmış bilim insanlarımızdan birisine ait kitabı pdf formatında mail adresine göndermek sureti ile hediye edeceğim. 

Hadi bakalım kaç kişi kazanacak 🙂
∑ Bu örnekten yola çıkarak, Göbekli Tepe ile Çatalhöyük bulguları bu iki yerleşimde yaşayan insanların aynı kültüre sahip olduğuna işaret ediyorsa ve bugün biz Türkler olarak Çatalhöyük bulgularında yer alan kültürü hala yaşatıyorsak bu, Göbekli Tepe ile Türkler arasındaki ortak kültürü de gösteriyor değil midir?
SONUÇ :
∑ Göbekli Tepe’deki Ön Türklerin ve kültürlerinin varlığı ile şamanizm izleri çok açık olarak görülmektedir.
∑ Bu gibi muazzam bir inşaatın sosyal organizasyon olmadan yapılması da mümkün görülmemektedir. O halde bir “yöneten” bir de “yönetilen” kesimden söz etmek son derece mantıklıdır.
∑ Tarihi bulgular ve kanıtlar Türkler’in Göbekli Tepe’nin var olduğu yaklaşık MÖ 10.000-8.000 arasında Anadolu’da yerleşik olarak bulunduklarını göstermektedir.
∑ O halde “Türkler kendileri, kültürleri, kültürel etkileşimleri, inançları..her ne şekilde olursa olsun Göbekli Tepe’de vardırlar” tezini savunmak bence son derece mantıklı ve kanıtlara dayalı tutarlı bir çıkarımdır.
Bir sonraki yazımda buluşmak üzere.. sevgiyle kalın !

“GÖBEKLİ TEPE-11 : ÖNTÜRKLERİN İZLERİ-2” üzerine 2 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir